Battal Bey ve Maanoğlu Köprüsü

Hicri 1277, miladi 1861 yıllarında Antep, Halep Valiliğine bağlı bir kaymakamlıktı. İki şehir de İstanbul Hükümeti emrindeydi. Antep kaymakamı Battal Bey’di. Battal Bey hem zayıf yanı hem de kuvvetli tarafları olan bir kaymakamdı. Memleketine çok düşkün bir adamdı. Hala Battal Bey’in yaptıkları hikaye gibi anlatılır.

Kaymakamlığı zamanında Fisalle isimli bir aşiret Sazgın dolaylarına geldi, yerleşti. Bu 1000 çadırlık aşiretin on bin kadar da hayvanı vardı. Bunlar Halep’ten beri kondukları yerde çayır çimen bırakmadan çekirge sürüsü gibi her tarafı talan ederlerdi. Sazgın’a kadar gelmişlerdi. Büyük bir aşiretti, kimse onlara kalk git diyemiyordu. Battal Bey bunlara hadlerini bildirmek istedi. Büyük bir topu Nafak Boğazı’nın arkasında Gafurun Dağı’na yerleştirdi. Bunların çadırlarının içine üç gülle yolladı. Bunun ardından bütün aşiret hemen çadırlarını toplayıp gitti; gözleri yılmıştı Fisalle’lilerin. Böyle yaman bir adamdı Battal Bey! Çok da zalimdi. Astığı astık, kestiği kestikti. Hediyeye de çok düşkündü. Şimdiki Kolejtepe’nin olduğu yerde Ermeniler bir mektep yaptırmaya kalktılar. Onların bütün bir gün çalışarak yaptıkları duvarı Battal Bey gece adamlarına birkaç saatte yıktırdı. Battal Bey’in eniştesi Hacı Baba Efendi onlara bir akıl verdi. Güzel işlemeli bir kaftan götürmelerini söyledi. Kaftanı götürdüler ve mektebi yaptırdılar.

Babamdan dinlediğim Battal Bey’in başka bir icraatı daha vardı. Antep’te buğday kıtlığı başlamış. Arasa esnafı da bu fırsattan istifade ederek buğdayları pahalı satmak için buğdayları saklamış. Battal Bey arasaya gelmiş, arasada buğday yok. Bastonunu yere vurarak bağırmaya başlamış: “Ey arasa esnafı! Duy! Yarın geldiğimde bu arasa buğdayla dolmazsa kelle ile doldururum.” demiş ve çekmiş, gitmiş. Sabahleyin gelmişler ki arasanın her tarafı buğdayla dolu. İşte böyle bir adamdı Battal Bey!

O zamanlar Antep’te Maanoğlu denen bir adam vardı, çok hamiyetli bir kişi idi. Antep’le Maraş arasındaki yolda Alleben üzerindeki köprünün çok eski olduğunu gördü. “Ben buraya hayrıma bir köprü yaptırayım, gelen geçen sevinsin” dedi; dedi amma Battal Bey’in izni olmadan ne bir çeşme ne bir yol ne de bir köprü yaptırılamazdı. O da bunu bildiğinden Bey’den izin istedi önce. Ama Bey izin vermedi. Maanoğlu gitti ve Halep valisinden ferman istedi. O Battal Bey’in amiri olduğundan nasılsa sözünü dinler, diye düşündü. Halep’e gitti, vali ile görüştü: “Efendim ben hayrıma bir köprü yaptırmak istiyorum. Yalnız bizim orada her izin Battal Bey’den çıkar. Fakat bu işe rıza göstermiyor. Lütfedip bir ferman verirseniz köprüyü yaptıracağım.” Halep Valisi lütfedip fermanı verdi. Maanoğlu da fermanı aldı, yola koyuldu. Antep’e geldi, fermanı alıp doğru Battal Bey’in yanına vardı. Fermanı çıkarıp köprüyü yaptıracağını söyledi. Kendisinden izinsiz yapılan bu iş Battal Bey’in çok canını sıkmıştı. Hiddetle yerinden kalkarak fermanı Maanoğlu’na uzattı. “Yut şunu!” diye emretti. Maanoğlu’nda bet beniz sapsarı kesildi. Kekelemeye başladı. Aman efendim, ben nasıl yutayım? Etmeyin, insaf eyleyin, dediyse de dinletemedi. Battal Bey fermanı zorla yutturdu. İşi bu kadarla kapattığını sanıyordu ama Maanoğlu çetin cevizdi. Heybesini atının sırtına vurduğu gibi İstanbul’un yolunu tuttu. Bu sefer niyeti Padişah’tan ferman almaktı. İstanbul’a varınca doğru Padişah’ın huzuruna çıktı. Padişah bir ferman yazmaları için katiplerinin yanına gönderdi. Onlar da koca bir kağıt çektiler önlerine. Maanoğlu kağıdı görünce aklı başından gitti. Aman ağalar beyler, yazın ama şunu küçük bir kağıda yazın diye yalvardı. Katipler Maanoğlu’nun bu sözüne şaşırdılar. İçlerinden biri nedenini sordu. Yutması kolay olsun diye ince bir kağıda yazılmasını istediğini söyleyip sonra başından geçenleri anlattı: “Bizim oranın ağası Battal Bey namıyla maruf bir kişidir. Astığı astık kestiği kestiktir. İsterse abat eder, isterse berbat eder. Bana köprüyü yaptırmak için izin vermiyor. Fermanı da yutturuyor.” Katip, “Sen nasıl hareket edeceğini bilmez misin; İstanbul’un şekeri var, lokumu var, güzel kumaşları var. Sen onlardan heybene yükle, götür.” deyip fermanı ince bir kâğıda yazıp verdi. Maanoğlu çarşıya gitti, şekerlerden aldı, kumaşlardan aldı, Antep’e geldi. Battal Bey’in yanına geldi ve hediyeleri sundu. “İstanbul’a gittim de ağam aklıma siz geldiniz. Şunlar sizlere layık değil de lütfen kabul buyurunuz.” Bu hediyeler Battal Bey’in çok hoşuna gitmişti. İstanbul’a niye gittiğini sordu. Maanoğlu da gezmeye gittiğini, hısım akrabaları ziyaret ettiğini söyledi ama lafı bir türlü fermana getiremiyordu. Ama neyseki buna lüzum da kalmamıştı. Battal Bey, “Senin bir köprü işin vardı, ne oldu?” diye sordu. “İzniniz olmadı efendim, hani hayra geçerdi.”dedi Maanoğlu. Battal Bey bunun üzerine fermanı görmeden köprü yapmaya izin verdi.
O gün bu gündür Maanoğlu Köprü’sü binlerce kişiye yol oldu.
İşte Battal Bey böyle bir adamdı.

Ali Koçum

 

Battal Bey ve Maanoğlu Köprüsü” te bir düşünce

  1. Mehmet çıkmaz diyor ki:

    Yemin ederim müthiş bir yazı işin istanbul bölümünde gülmekten yırtıldım elinize sağlık asım beyciğim ayrıca bu site işi çok iyi oldu teşekkürler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir