Antep Savunmasında Nizip ve Tahir Gali Destanı

2
534
Nizip, Fırat'ın yanında bir kasaba. Ben ve Bailey burada zengin bir Türk tarafından ağırlandık. Kilis'te umumi bir kuyu. Nizip, bir hanın iç alanı ve pazardan girişi.

Kurtuluş savaşında Antep bölgesinin özel bir önemi vardır. Yerel birliklerin işgalci kuvvetlere karşı vermiş olduğu mücadele gerçekten de takdire şayandır. Bizler kendi bölgemiz ile ilgili dedelerimizin yaşadıklarını ögrenmeye çalışırken Şahinbey gibi, Şehit Kamil gibi ve Habeş Böler gibi isimlerin destanlaştığını görürüz. Gerçekten de çok büyük minnet borçlu olduğumuz bu insanların sayısı bilinenden daha fazladır. İşte bunlardan bir tanesi de Tahir Gali’dir. Kimilerine göre o askeri bir deha, kimilerine göre ise ordusunu arkasından vuran bir hain. Tahir Gali’nin Fransız tarihindeki yeri bu cümlelerle ifade edilmektedir. Aslen Cezayirli olan Gali 1881’deki Fransız İşgali sırasında önce esir daha sonra da farklı bölgelerdeki savaşlar için Fransız işgal ordusuna asker olarak alınan Cezayirli bir gençtir. Askeri dehası ve manevra kabiliyeti kısa zamanda fark edilen Gali, Fransız Suvari Livasında(Tugayı) ki ilk rütbeli yabancı askerdir. Tahir Gali’nin yakın tarihimizdeki yeri çok büyüktür. Aslında 700 yıllık Osmanlı Tarihinde Cezayirli komutanların sayısı oldukça fazladır. Özellikle Osmanlı Donanmasındaki deniz kaptanlarının bir çoğu Cezayirlidir. Tarih içerisinde Cezayirliler’e Osmanlı tarafından büyük güven duyulmuş ve birçok önemli makamlara getirilmişlerdir. Cezayirli Hasan Paşa 1768 Yılında Osmanlı Devleti başsadrazamlığına kadar yükselmiştir. 1.Dünya savaşıda birçok dengelerin bozulmaya başladığı 1910’larda Cezayirlilerin büyük bir çoğunluğu Osmanlı topraklarına sığınmışlardır. Cezayirlilerin, Çanakkale savaşında gönüllü olarak Osmanlı ordusunda yer almaları bu insanların ne kadar dost ve müttefik olduklarının güzel bir kanıtıdır. Birçok aile ve yigit savaşçıları kurtuluş savaşımız sırasındaki davranışları da unutulmayacak olaylar arasındaki yerini almıştır. Birçok tarihçiye göre Cezayirliler göçle Anadolu’ya gelmelerinin dışında Tahir Gali gibi Fransız askeri olarak gelenler de vardır. Fransızlar 1881’de Cezayir’i işgalinin ardından buradaki gençleri toplayarak Fransız ordusuna almışlardır. Diger tüm kapitalist güçler gibi onlar da savaş için başka milletlerin evlatlarını kurban seçmişlerdir. Tahir Gali Fransız ordusunda rütbeli bir komutan olarak 1918 yılında Suriye bölgesindeki Fransız karargahına katılır. “Ruslara karşı savaşacaksınız ” denilip Suriye’nin Lazkiye şehrine gönderilir ve burada Osmanlı ordusuna karşı kendisini Fransız saflarında bulur. İşgal ettikleri şehirde okunan ezanlardan savaştıkları ülkenin Rusya değil, Osmanlı olduğunu öğrenir. Bunun üzerine Tahir Gali ve emrindeki 47 Cezayir askeri İşgalci Fransız ordudan kaçmayı başararak Urfa’ya kadar gelirler. Bu yüzden, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda kendisine vatandaşlık verilen Tahir Gali’ye Kaçankulp soyadı verilmiştir. Sıdrate kabilesinden Tahir Gali’nin oğlu Yahya Kaçankulp babasının Nizip’i ele geçiren Fransızlara karşı nasıl mücadele ettiğini onun anılarından tüm dünyaya aktarmıştır. (İbrahim Doğan/ Aksiyon Dergisi 25.10.2004) Aksiyon dergisinde yayınlanan Kaçankulp’un ifadeleri, Tahir Gali’nin yaşadıklarının bir destan niteliğinde olduğunu göstermektedir. Gerçekten de Gali’nin mücadelesi ve askeri dehası bizlere önemli bir dostluk örneği bırakmıştır. Tahir Gali’nin oğlu Yahya Kaçankulp’un anlattıklarına göre, babasının Fransız ordusunda bulunduğu sırada büyük bir çoğunluğu Ermeni olan Fransız askerlerinin kullandığı Ermenice ve Fransızca’yı anadili gibi konuşmaktaydı.
Bu avantajı iyi kullanan ve Fransız işgal kuvvetlerini iyi tanıyan Gali, yanına aldığı 2 cesur arkadaşı ile Fransız ordu elbiseleri giyerek Fransız askerlerinin nöbet tuttuğu Nizip yoluna giderler ve Fransız birliklerine katılırlar. Burada parolayı öğrenerek birlik içindeki Cezayir kökenli askerleri de taraflarına çekmeyi başarırlar. Sayıları 90 civarına varınca Fransız arkerleri ile çarpışırlar ve yoldaki tüm Fransız nöbetçileri öldürürler. Kısa sürede haberci atlı birliklerle Urfa’ya Nizip yolunun açıldığı haberinin verilmesi üzerine 1700 kişilik Türk süvari birliği Nizip’e gitmek üzere yola çıkar. Birecik yakınlarında Fırat nehri üzerinde ahşaptan yapılmış bir geçiş köprüsü Tahir Gali ve arkadaşlarının Fransız birliklerindeki öğrentikleri bilgiler neticesinde gizli bir operasyonla havaya uçurulur. Böylece Nizip tarafındaki Fransız birliklerine gelecek yardımlar kesilmiş olur. İşte Tahir Gali’nin dahiyane saldırısı Antep-Urfa bölgesindeki direnişin fitilini ateşlemiştir. İlk önce Birecik ve Nizip bölgesinin işgalci güçlenden tamamen arınmasını sağlamıştır. Daha sonra başlayacak olan Antep direnişine çok büyük katkılar sağlamıştır. Tahir Gali bu zaferden sonra esir düşen Cezayirli Fransız arkerlerininden 300-400 kadarını serbest bırakmıştır. Ancak onlar da gönüllü olarak Antep’in savunması için Türk birliklerine katılmışlardır. Antep’in kurtulşundan sonra da bu bölgelere yerleşmiş ve Cezayir’e dönmemişlerdir. Her biri ayrı bir değer olan bu ecdadlarımızın ruhlarını rahmetle anıyoruz.

Yazar: Ramazan Tarhan

PAYLAŞ
Önceki İçerikFotoArşiv: Mardin, 1911
Sonraki İçerikHarran evleri

2 YORUMLAR

  1. Cezayirli Gazi Hasan Paşa Her ne kadar adını Cezayir’de iken duyurmuş olsa da kendisi Kafkas halklarından ve Gürcüdür. Osmanlı döneminde Batum’a yapılan bir baskında kaçırılmış ve küçük yaşta Tekridağ’da Osman adlı bir tüccara satılmıştır. Oniki yaşına geldiğinde denizci olmak istediğini ve kendisini özgür bırakmasını istediyse de ret cevabı almıştır. Bunun üzerine onbeş yaşına gelmeden kaçarak bir gemiyle oradan ayrılmıştır. Yaşı yirmiye gelmeden cesareti ve zekasıyla kendinei kabul ettirmiş ve erken yaşlarında gemi kaptanlığı ve daha sonrasında Akdeniz’de korsanlığa başlamıştır. Daha öncekilerin yolunu izleyerek o zaman Osmanlı eyaleti olan Cezayir dayısı olarak atanmıştır. Gerek denizcilikteki başarıları ve gerekse güçlü bir devlet adamı olması onu önce Kaptan-ı Deryalığa ve sonrasında Sadrazamlığa kadar yükseltmiştir. Ancak her yükselen güçlü insanın başına gelenler onun da başına gelmiş ve 1790 yılında azledilerek bir yolculuğa çıkması önerilmiştir. Bugünkü Bulgaristan’ın Şumnu kentinde iken zehirlenerek öldürüldüğünden şüphe edilmektedir. Mezarı Şumnu’da bulunan bir Bektaşi türbesindedir. Anavatanına yakın olan yerlerde arazileri bulunmakta ve özellikle Murgul’da bulunan arazileri ve İstanbul Kasımpaşa sahilinde limanı bulunmaktaydı. Daha sonra limanının bulunduğu yer mirasçılarının itirazına rağmen kamulaştırılmış yanından hiç ayırmadığı aslanı ile gösteren bir heykeli dikilmiştir.

  2. Allah rahmet eylesin Dedem..
    Bu vatanda rahat yatıp kalkıyorsak sen ve senin gibi yiğit askerlerin,komutanların sayesindedir.
    Ruhun şad olsun.

CEVAP VER